Pages

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Yaz Bitmesin...

Bazı şarkılar üst üste defalarca dinlenebilir. Tınısının büyüsü hiç bir zaman geçmez. İşte onlardan birisi... Her duyduğumda beni hiç gitmediğim yerlere götürecek kadar hayallere salıp mutlu eden, tam manasıyla bir aşk şarkısı. Söyleyenler aşık, dinleyenler de aşka aşık...

Bono der ki;

My eyes grew heavy and my lips they could not speak
I tried to get up, but I couldn't find my feet
She reassured me with an unfamiliar line
And then she gave to me more summer wine

Ve Andrea cevap verir...

Strawberries, cherries and an angel's kiss in spring
My summer wine is really made from all these things
Take off your silver spurs and help me pass the time
And I will give to you summer wine 


9 Ağustos 2013 Cuma

Mini, ben ve mesajım Londra'dayız

Sosyal MINI... Bu hafta Londra sokaklarında gezenler Üzeri binlerce LED ışıkla giydirilmiş bir Mini görebilirler. Gördüğüm mobil dijital mecraların herhalde en sevimlisi bu Mini Countryman. "Mini's Not Normal" kampanyası çerçevesinde #MINIartbeat etiketli tweetlerinizi ve Vine videolarınızı bu led ışıklı Mini'nin üzerinde görebilirsiniz. Hatta benim yaptığım gibi Facebook uygulamasıyla şu anda Londra'da park halinde olan bu Mini'nin üzerinde kendi mesajınızı ve fotoğrafınızı canlı olarak görebilirsiniz. :) Çok eğlenceli olduğu doğru. Tabii sabahın erken saatleri yerine uygulamayı gece kullanırsanız, mesajınız ve fotoğafınız ya da videonuz Londra sokaklarını ışıl ışıl aydınlatabilir.

Londra'ya gönderdiğim bayram mesajımı aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz :)


8 Ağustos 2013 Perşembe

Sosyal Medya ve Tatilin Buluştuğu Son Nokta

Geçtiğimiz sene Facebook temalı gece klubü açıldığını yazmıştım."Sosyal Medya Çılgınlığı" artık bir klişe olsa da şimdi bahsedeceğim haber gerçekten hafiften çılgın olmuş.

İspanya'nın meşhur adalarından Majorca'da artık Twitter temalı bir otel var;  
@SolWaveHouse

Tatilde tweet atmayı tercih edenlerdenseniz bu otel tam size göre. Otelde Twitter Parti Suitlerinden, Twitter temalı partilere kadar mavi-beyaz konsepti bolca uygulanmış. Resepsiyonu arayıp da isteyecekleriniz varsa hiç zahmet etmeyin. Tweet atmanız yeterli olacak :) Odanızdaki minibar mı boşaldı? #FillMyFridge yazın hemen gerekeni yapsınlar.


Aslında otelin normal bir otelden pek de farkı yok. Twitter'ı kullanmadan da rahatlıkla güzel vakit geçirebileceğiniz bir yaz oteli. Ayrıca, Sol Wave House'un oluşturduğu #SocialWave etiketi de tatilde yeni arkadaşlıklar edinmek isteyenlere kolaylık tanıyor. Bu etiket aracılığıyla otelde konaklayanlar birbirleriyle tanışma fırsatı buluyor.

Yakında bir de Instagram temalı bir tesis açılmasını bekliyorum :) Neden olmasın?




Yaşasın Instagram Güncellemesi!

Bugün itibariyle Instagram'a güzel bir güncelleme geldi ki bence artık Vine'dan açık ara önde olduğunun kesin kanıtıdır. En azından şimdilik. Instagram'ın video yüklemesi sadece uygulama içindeki kameradan gerçekleşebilirken, yeni güncelleme ile önceden çektiğiniz videolarınızı da tıpkı fotoğraflarınız gibi albümden seçerek paylaşabiliyorsunuz. Özellikle de markalar için bulunmaz hint kumaşı cinsinden bir yenilik oldu bence.
İkinci yenilik ise fotoğraflarınızın açısını uygulama içerisinden değiştirebiliyorsunuz. Beni, video iyileştirmesi kadar etkilememiş olsa da  fotoğraf paylaşımında bir kolaylık sağladığı kesin.

Ve son olarak, beni ilgilendirmese de Android kullanıcıları adına sevindirici gelişme; artık siz de Instagram üzerinden video paylaşımı yapabileceksiniz.

Yaşasın faydalı güncellemeler!


7 Ağustos 2013 Çarşamba

Niña Pastori - De Boca En Boca (Video)

Flamenko sever misiniz bilmiyorum ama bu şarkıdan sonra sevme ihtimaliniz yüksek. 


21 Mart 2013 Perşembe

Hoşgeldin bahar


Bugün baharın ilk günü. Hoşgeldin yeni bahar.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Bu Bir Reklam Değildir

Dallandırıp budaklandırmaya gerek yok. Konuya doğrudan gireceğim ama hepsinden önce bunun bir reklam yazısı olmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Bugüne kadar kırmızı kaplı defter'i hiç bir ürün, hizmet veya marka için reklam maksatlı kullanmadım. Kullanmayacağıma da emin olabilirsiniz. Kişisel olarak sevdiğim, beğendiğim veya rahatsız olduğum konuları aktardım sadece. Lütfen bu yazıyı da bunu göz önünde bulundurarak okuyun.

Geçelim yazımın içeriğine. Geçenlerde güzel bir davet aldım. Ofiste sinema keyfine çağırdılar. Önce biraz tereddüt ettim ne yalan söyliyeyim. Ofis vs. sinema keyfi... Programım uygun olunca, uzun zamandır da sinemaya gitmediğimi düşününce kabul ettim. Ofisten içeriye girer girmez iyi ki gelmişim dedim:) Evimde hissedeceğim bir konseptle (tabii ki bu konsepte mısır, içecek, minik atıştırmalıklar da dahil:)) karşılaştım. Evet, aslında bu bir tanıtım davetiydi ama açıkçası benim odaklandığım nokta film ve geçireceğim sinema keyfi oldu. Filmi izlemeye başlamadan önce ürün müdürü kısaca ürünle ilgili bazı bilgiler verdi. Sizce ilgilendim mi? Maalesef hayır:) Sevindirici olan ise ürün müdürünün bu keyifli etkinliği satış konuşmasına çevirmeden kısaca bitirmesiydi. Kendisine ayrıca teşekkür ederim.

Ve işte ışıklar kapandı, perdede film göründü ve ben bir ofiste olduğumu unutarak mısırımı yiyip, içeceğim eşliğinde filme daldım. Şansıma film de güzel bir romantik komediydi. Film bittiğinde, kendimi ürün müdürünün yanında buldum. Film başlamadan önce muhtemelen zaten anlattığı şeyleri bir kadın olarak, kendi anlayacağım şekilde sorarken buldum kendimi. Yazının başından beri ürünün ne olduğunu söylemediğimin farkındayım. Dedim ya, reklam kokan hareketleri sevmiyorum. Ürün, bir projeksiyon cihazı. Benim için sadece ofiste sunum yaparken açıp kapatmaktan başka bir özelliğini bilmediğim, gittiğim toplantılarda önünden geçerek gölgemle toplantıyı bölmemem gereken bir cihazdı kendisi o ana kadar. Meğer, bu projeksiyonlar eğlencenin ta kendisiymiş sevgili arkadaşlar:) Bugüne kadar televizyon karşısında izlediğim her şeyi çok daha geniş ve gözlerim yorulmadan da izleyebilirmişim. Öyle büyük salona da ihtiyaç yokmuş. Dar alanda kısa paslaşmalara girebiliyormuşuz. Salonumuzun büyüklüğü çok da mühim değilmiş. Öyle ayaklı perde olmadan da tavandan çekilen perdelerle, ortalık dağılmadan, toplama-kaldırma derdi olmadan sehpanın bir ucuna iliştirerek dakikalar içerisinde "Hangi filmi izlesek?" konseptine geçebiliyormuşuz. Şahsen ben olayın bu kadar pratik olduğunu bilmiyordum. Bir de arada babamla maç izlemek için gittiğim yemekli organizasyonlarda projeksiyonla yakınlaşırdım ki bu noktada renklerin renksizliği hangi takımı tuttuğumu bile unutturuyordu bana. O sebeptendir ki, projeksiyon deyince aklıma ilk gelen şeyler sunum ve renksiz maçlardı maalesef. İşte pratiklik, kolay kurulumun dışında ikinci vurulduğum şey de görüntü kalitesi oldu. Malum, renkli bir kişiğim olduğundan, canlı renkli görüntülere önem veriyorum :)

Romantik komedi izledik deyip Batman'dan bir fotoğraf koymam şaşırtmasın sizi. Film başlamadan önce ekranda farklı görüntüler dönüyordu.

Diyeceğim şudur ki; ilk defa bir projeksiyon cihazıyla yakın temasa geçtim ve bunu bana keyifle sunan BenQ'ya teşekkür etmezsem olmaz. Yeni çıkardıkları bu zahmetsiz ve kadınların hayali olan kolay kurulum, kompakt kullanım (1 mt den izlenebiliyor hanımlar:) Öyle kabloların üstünden atlamaya falan gerek yok) özelliği olan BenQ W710ST bu kış evde geçireceğim zamanlar için güzel bir çözüm oldu. Bu kadar anlattım, ettim diye sanmayın ki cihazı hediye ettiler. Tadımlık bu gösterimle sadece aklıma girdiler:) Sanırım ben de alacağım ve projeksiyon cihazı almayı planladığım için kendime şaşırıyorum.

Erkekler için de şöyle teknik bazı notlar aldım. Hani ben çok anlamıyorum ama eminim okuyanlardan teknik detayları öğrenmek isteyecekler olacaktır. O halde buyurunuz;

720p HD görüntü kalitesi
1 metrede 63"-160 ekran görüntü elde etme imkanı
2500 ANSI lümen parlaklık,çift HDMI arayüzü

Hatırlatmak da fayda var; Bu bir reklam değildir;)

Sevgiler,