Pages

Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2014 Çarşamba

10 yıl öncesini düşünün...

Hayat geçiyor. Günler günleri kovalıyor. Akreple yelkovana yetişmek zaten mümkün değil. Yarın sabah uyanacağımız ne malum? 10 yıl öncesini düşünün... Ne yapıyordunuz? Kimlerleydiniz? Neredeydiniz? Dün gibi hatta gün gibi gözünüzün önüne geliyor değil mi? Peki 10 yıl nasıl da geçti bu kadar çabuk? Dedim ya hayat geçiyor işte... Anlamadan, göz açıp kapayıncaya kadar.

33 yaşında orta yaş bunalımına girmiş falan değilim. Endişelenecek bir durum yok :) Sadece hayatın geçtiğini farkına vararak yaşayalım diyorum. Gerçekten üzülecek şeylere üzülerek, daha çok şeye mutlu olarak, daha az kaygılanarak... Yarınınızda kimlerin yanınızda olacağı meçhulken, yanınızdakilerin kıymetini bilin diyorum.

İstemediğiniz, içinize sinmeyen hiç bir şeyi yapmayın mesela. İnatlaşmayın hayatla, kendinizle... Kaybeden siz olursunuz. İnadına yaşayın ama inatlaşarak yaşamayın. İstemiyorsanız gitmeyin. İstiyorsanız peşine düşün.

Mola verin. Bir an durun ve bakın. Hem kendinize hem etrafınıza... Bugüne kadar görmediğiniz bir şeyi göreceğinizi garanti ederim. Durmadan göremiyor insan. Giderken fark etmiyor.

Nefes alın. Hayatta kalmak için değil. Gerçekten yaşamak için nefes alın. Nefesinizi tutarak geçirdiğiniz anların farkına varacaksınız. Nefes aldığınızda zihniniz açılacak.

Gözlerinizi kapatın. Dinleyin sadece. Kendinizi, çevrenizi, sessizliği, gürültüyü, güzel bir melodiyi... Görmeyin, dokunmayın. Dinleyerek anlayın.

Hayat geçiyor. Geçip giderken sizi sürüklemesine izin vermeyin. Siz sürüklenmek istediğiniz yöne çekin hayatı. Şartlar ne olursa olsun, sizin baktığınız gibidir hayat hep.

Hayat geçiyor. Hayat sizin hayatınız. İnanmadığınız şeyleri yapmayın. Başkalarını düşünerek yaşayın ama başkaları için yaşamayın. İnandıklarınız uğrunda uğraşın. Tereddütlerinize bir şans verin ama zorlamayın. Zorlayarak bir şey olmaz hayatta. Zorlamakla uğraşmayı birbirine karıştırmayın.

Hayat geçecek. Öyle ya da böyle... O yüzden arada mola verin, nefes alın, dinleyin, dinlenin.

Belki ilk molanızı bu şarkıyı dinleyerek verirsiniz...


Fırsatınız olursa video klipte sahnelerini göreceğiniz "Love in the time of Cholera" filmini de mutlaka izleyin:)


17 Ağustos 2013 Cumartesi

Gün kapanışı

2 gün içinde yaptığım yaklaşık 800 km yolun yorgunluğunu bu şarkı alıp götürdü. Tam da uykuya geçmeden, yastıkla olan vicdan muhasebesine başlamadan önce. Bazıları aynaya bakınca iç hesaplaşma yaşar. Gözlerinin içine yine kendi gözleriyle derinlemesine bakarken sorar bütün can alıcı soruları. Ben ise, yastığa kafayı koyduğum anda muhasebe ederim her şeyi. İyi ki yaptım, nereden yapmaya karar verdim, keşke yapsaydım, acaba böyle değil de şöyle mi yapsaydım dediklerimi toplar çıkartır Z raporunu alırım. Gün kapanışım o yastıkta olur yani, hem fiziken hem ruhen. Bu gece de kapanış öncesi bu şarkıyı dinliyorum işte.

İster aynada ister yastıkta, ister gözlerde ister zihinde herkese temiz bir kapanış dilerim bu akşam. İyi dinlemeler.

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Eksilerek Yaşamak

Şu anda Gelibolu yakınında bir benzin istasyonundayım. Gece aldığım kötü bir haberle sabahın erken saatlerinde yola çıktım. Benim 5 tane kuzenim vardır. Bunların içinde bana en yakın yaşa sahip olan kuzenimle çocukluğumuzdan beri en yakın arkadaş gibi büyüyüp birbirimizin olmayan kız kardeşi olduk. Büyüdükçe de arkadaşlığımız sırdaşlığa döndü. Çok sık bir araya gelemesek bile uzun telefon konuşmalarıyla hep dertleştik, fikir alışverişi yaptık aramızda.

Genç kızlık zamanlarımızda yazları en büyük sorunumuz kör karanlık sahildeki çay bahçesine inerken ne giyeceğimizdi. Sabahları ben erkenden kalkardım, o da benim aksime uykuyu  bir o kadar severdi. Sabahları onu nasıl uyandırsam diye bin bir fikir düşünürdüm. Bağırış çağırış uyanışlarımızdan sonra zihnimde ilk canlanan yazlığın balkonundaki harika kahvaltılardır. Bizim oraların zeytinyağı meşhurdur. Kızarmış ekmeğimizi zeytinyağına bana bana yerdik ayıptır söylemesi. Ev yapımı reçel, meşhur ezine peyniri, taptaze domates, biber, salatalık ve allah ne verdiyse...  Sonra eniştem içeriden seslenirdi; "Kızarmış ekmek isteyen var mı?" diye. Çocukluk deyince mutlaka aklıma gelen anılarımdan oldu bu sahneler her daim.

Şimdi bu anlattığım hikayedeki kahramanlardan kuzenim bir yanı eksik olarak dönüyor oradan. Eniştem ise dün gece sonsuzluğa erdi. Kuzenim bu sabah ilk defa babasız bir güne uyandı. Hayatındaki en önemli insanlardan birisini yitirmenin acısının ne kadar derin olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kendimi onun yerine koyuyorum. Çok acı çektiğini, sanki sonsuza kadar acı çekecekmiş gibi hissettiğini de biliyorum. Ve bu acıyı bir gün hepimizin yaşayacağını da biliyorum. En zoru sevdiklerinizden birisinin canı yanarken onu teselli edecek kelime bulamamak. Susmaktan ve doğanın kanunu olduğunu bilip sessizce acısını paylaşmaya çalışmaktan başka yapacak bir şeyiniz olmaması çok üzücü.

O, hayata bir eksik olarak devam edecek bu günden sonra. Hepimiz de eksilerek süreceğini biliyoruz yaşamın. Bilerek ama yaşarken unutarak devam ediyoruz hayatlarımıza sadece. Bu yazıyı da kuzenim ve bir yanı eksilmiş olarak yaşayanlara adıyorum.


11 Ağustos 2013 Pazar

Human

İnsanız hepimiz. Hepimizin içinde ne acılar, heyecanlar, ümitler, hayal kırıklıkları, acabalar, keşkeler var kim bilir. Herkes zırhını alarak varlık gösteriyor aslında hayatta. Tecrübe diye övündüğümüz şey gökten zembille inmiyor ki... Üzülerek tecrübe ediyoruz. Bir şeyleri kaybederek ders alıyoruz. Ya da alıyor muyuz? Bildiğimiz yolları bir daha yürümüyor muyuz bazen? Yürüyoruz. Dikenler olduğunu bile bile girmiyor muyuz o kapıdan? Giriyoruz. Neden? Çünkü insanız...


Daft Punk'ın çıkış şarkısından çok daha güzel olan bu şarkısı tüm insanlara gelsin.



Sevgiler,

Tarih...