Pages

21 Temmuz 2011 Perşembe

Rodos'da İki Doğumgünü Pastası ve Daha Fazlası

Yazmaya her ara verişimdeki gibi " Yazmayalı uzun zaman oldu ama..." geyiğini yapmaya hiç niyetim yok bu kez. Dizi dizi mazeretler de sıralamayacağım, merak etmeyin. Blogu uzun zamandır takip edenler bilir, geçen yıl yaptığım Yunanistan seyahatinde gezdiğim yerleri epey detaylı anlatmıştım.Okumamış olanlar buradan ve buradan bakabilirler.:)

Bu kez de doğumgünümü kutlamak üzere Rodos'a ya da Rhodes'a :)yollandık.12 Temmuz doğumlu bir yengeç olarak aslında evde oturmayı sevmem gerekirken gezmeyi ve görebildiğim kadar yer görmeyi tercih eden bir bünyem var. Rodos seyahati öncesinde ve sonrasında da aslında Marmaris'deydik. Bu kadar Datça'ya gitmiş birisi olarak daha önce hiç Marmaris'de tatil yapmamıştım. Hatta Marmaris'i gezmişliğim bile yoktu diyebilirim. Çok büyük bir kayıp olmadığını düşünsem de sanıyorum Marmaris ve yakın çevresini gezilebilecek en iyi şekilde gezdim. Bunda, İçmeler'de otel işletmeciliği yapan dostların etkisi çok büyük:) Hatta onlar olmasaydı bu kadar keyifli geçermiydi emin değilim. Buradan Semra ve İlhan'a sonsuz teşekkürlerimi de iletiyorum:)

Gelelim Rodos'a...12 Adanın en büyüğü olan Rodos...Bu kadar yakınımızda olmasına ve günlük vizeyle günübirlik Rodos turları olmasına rağmen bugüne kadar hiç gitmeyi düşünmemiştim.Ama iyi ki gitmişim diyorum. Çok güzel vakit geçirdim her zamanki gibi:) Nasıl gidebileceğinize gelince; Marmaris Limanı'ndan kalkan feribotlarla 1 saatlik son derece rahat bir yolculukla Rodos'a ulaşabilirsiniz. Biz biletimizi öncesinde internet üzerinden almıştık. Gerçi feribot çok kalabalık değildi ama bize önerilen, biletleri son dakikaya bırakmamızdı. Bilet almak isterseniz Marmaris Ferry'den kolayca alabilirsiniz. Her sabah 09:00'da Marmaris'den ve her öğleden sonra 16:30'da Rodos'dan kalkan seferler var. Araç alan katamaranlar da varmış ama bizim bindiğimiz tıpkı şehiriçi hatlarında işleyen deniz otobüsleri gibiydi. Limana gittiğinizde önce check-in işleminizi gerçekleştirmeniz gerekiyor. İşte bu noktada biletinizi önceden almış olmanız size zaman kazandırıyor. Gerçi bilet alanlar da almayanlar da aynı sıraya girmek zorunda ama işleminizin daha kısa süreceğine emin olabilirsiniz.Pasaportunuzu kontrol edip biniş kartınızı veriyorlar. (Bizim schengen vizemiz vardı ama günlük turlar için günlük vize de veriliyor.Sadece pasaportunuzun olması ve bu pasaportta KKTC damgasının bulunmaması gerekiyor.) Bu arada, liman vergisini de o anda ödedik.Kişi başı 11 Euro civarındaydı. Sonrasında hemen karşıdaki binaya geçip ülkeden çıkışınızı gerçekleştiren pasaport kontrol noktasından geçiyorsunuz. Türk'den daha çok yabancı uyruklu yolcular vardı. Feribotlarda koltuk numarası yer almıyor. Herkes isteği yere oturabiliyor. Ama Rodos!a vardığınızda feribottan hızlı inmek istiyorsanız, arkaya oturmanızı tavsiye ederim. Çıkışlar arka kapıdan yapılıyor. Bu da benden küçük bir tüyo:))

Feribot hareket ettikten sonra bir tur rehberi alıyor mikrofonu eline, bir kaç dilde anons yapmaya başlıyor. Çünkü Rodos'da bir kaç saatlik bir şehir turuna katılma şansınız da var. Katılmak isterseniz rehber amca'nın listesine adınızı yazdırıyorsunuz. Tıngır mıngır Rodos'a yanaştıktan sonra ülkeye giriş için pasaport kontrolüne giriyorsunuz. İşte arkada oturup feribottan hızlı inmeniz için en önemli sebep bu aslında:) Kontrol kuyrugunda beklememek...

Feribottan inip pasaport kontrolünden çıktıktan sonra limanda karşılaştığınız manzaradan etkilenmeyi beklemeyin. Kafanızı sağa çevirdiğinizde göreceğiniz tekneler en güzel manzaranız olacak muhtemelen.Oysa biraz ileride boylu boyunca uzanan yüksek kale duvarının ardında bekliyor sizi Rodos Old Town'ın hareketi.

Limandan çıktıktan sonra sağınızda deniz solunuzda kale duvarı, küçücük kaldırımda yürümeye başlıyorsunuz. (Bu arada araç,motorsiklet kiralamak isterseniz hemen liman çıkışında bir yer var).Kale'nin 9 tane giriş kapısı var. Bu şekilde yürürken sağınızda denizin içinde 3 lü yunus heykelini göreceksiniz.Biraz ilerleyip kafanızı hemen sola çevirin:) İşte kalenin limana en yakın girişi St. Catherine's kapısı. Kapıdan girdikten sonra limanın görüntüsü de aynen aşağıdaki gibi :)

St. Catherine's Gate / Rhodes Old Town

Biraz ilerleyip sağa döndüğünüz zaman dar bir sokaktan geçip küçük bir meydana varıyorsunuz. Bu meydana girişte sağınızda merdivenler göreceksiniz.Merdivenlerin hemen altında Cellar of The Knights adında şarap ağırlıklı olmak üzere içki satan bir dükkan var. Bu dükkana vardığımızda saat 11:00 i henüz geçmişti ama gün bizim için erken başladığından birer kadeh beyaz şarap içmeye karar verdik:) Karı koca sevimli bir çiftin işlettiği dükkanın önünde iki tane de masa var.Ayrıca işlerini de çok iyi yapıyorlar. Dönüş günü komik figürlü uzo şişelerinden almak istediğimizde bizi hatırlayıp  beyaz şarap ikram etmelerinden de etkilenmedik dersem yalan olur.

İşte bu şirin dükkanın baktığı Ippokrataus meydanı da böyle birşey.(Meydanın boş olduğuna bakmayın.Bir saat içinde adım atmakta zorlanacağınız bir kalabalığa ev sahipliği etmeye başlıyor)



İşte bu noktadan itibaren biz kendimizi old town sokaklarına bıraktık. Bir sürü hediyelik eşya dükkanı olmakla beraber en orjinallerini St. Catherine's girişindeki dükkanda bulabilirsiniz.Girişte soldaki ilk dükkan.Rodos'a gittiğinizde hatıra olması için kendinize bir kartpostal göndermeyi de unutmayın:) Biz unutmadık.

                                    Old town kısmını kapatmadan önce bir kaç fotograf daha buyurunuz.






Öğleden sonra Faliraki'deki otelimize gitmek üzere taksiye atladık. Girdiğimiz kapıdan da çıktık, old town'dan. Yolda çevirebilecek boş taksi bulamayınca tekrar limana yürüdük. Duraktan bir taksiye bindik. Taksicinin pek kibar olduğunu söyleyemem. Normalde gece bile 15 euro olan mesafe için 20 euro fiyat verdi.

Faliraki, Rodostan 12 km kadar güneyde kalıyor ve plajlarıyla ve gece hayatıyla meşhur. Açıkçası ben plajlarının neden ünlü olduğunu anlayamadım:) Evet, epey uzun bir sahile sahip ama hiç de iyi baktıklarını söyleyemem. Denizi plajlarının aksine temiz ve güzeldi. Rodos'dan Faliraki'ye gelene kadar yol kenarında küçük büyük bir sürü otel görebilirsiniz. Yeni yapılmış bir sürü tesis var ama bunlar klasik yunan mimarisinden çok uzak betonarme yapılar.Bizim kaldığımız otel, adada bir çok oteli olan Esperos zincirlerine ait Esperos Village'di. Biraz daha bakımlı olsaydı 5/5 değerlendirebilirdim oteli ama personel yıldızlı pekiyiyi hak ediyor:) Pasaportumdan görüp doğumgünüm olduğunu fark etmişler ve odaya sürpriz bir dogumgünü pastası gönderdiler.Gerçekten şaşırtıcı ve güzel bir hareketti.

                                         Odamızın manzarasına da diyecek yoktu doğrusu:)


Biz her ne kadar Faliraki'ye çok yakın olsak da  akşam yemeği için old town'a gitmeyi tercih ettik. Bunun nedeni, akşam yemeği için tavsiye istediğimiz herkesten Alexis yanıtını almamızdı. Bu arada Faliraki'den Rodos Merkez'e her 20 dakikada bir otobüs var. Akşam yemeği için otelin önündeki duraktan otobüse binmeyi tercih ettik.Ekonomik ve rahat olduğuna emin olabilirsiniz.

İşte o durak! Durağın üstündeki cılız sarmaşığın üzümlerinin ne kadar lezzetli olduğunu tahmin edemezsiniz:) Biz tahmin etmemiştik!



Alexis, yaklaşık 60 yıllık bir geçmişe sahip. Aslında birbirine çok yakın iki Alexis var. Bir tanesi ilk açılan Alexis Tavern, diğeri ise bizim gittiğimiz Alexis 4Seasons . Burası daha sonra açtıkları ve diğerinden daha şık olan, arkada geniş sayılabilecek bir bahçesi bulunan işletmeleri. Alexis'i öneren herkes gittiğimizde yer bulamayacağımızı, çok önceden rezervasyon yapılması gerektiğini söylemiş olsa da gündüz önünden geçerken içeriye girip akşam için adımızı yazdırmamız yeterli oldu:) Zaten toplamda bizimle birlikte 4 masa vardı. Bu masalardan ikisi de Türk masasıydı:)

Tahmin edebileceğiniz üzere, balık ve deniz ürünleri ağırlıklı bir mönüye sahip ama et yemek isterseniz de seçenekleri mevcut. Mönüden seçmekte zorlanınca 4 adet olan set mönüden Fish Menu for 2 bizim için kaçınılmaz oldu:)Mönü dahilinde salata,meze çeşitleri,şarap soslu kabuklular ve karışık deniz ürünleri tabağı geldi. Tabi ki içecek olarak da uzoyu tercih ettik.Yemekler beklentimin biraz altında kalsa da sunum ve servis harikaydı. Gelen her tabakla ilgili bilgi verdiler.Kısa süre içinde bize servis veren Lucky'yle muhabbetimiz koyulaştı. Uzun süre Almanya'da yaşamış ve o zamanlar Türklerden pek hoşlanmazmış. Ta ki Antalya'lı Çiğdem'le karşılaşana kadar:))Bir nevi Sarah-Musa aşkı diyebiliriz. Çiğdem sayesinde Türklere olan bakış açısı değişmiş sanırım. Ey aşk sen nelere kadirsin!

Lucky'nin masamıza bıraktığı son tabağın bu olduğunu sanıyorduk;)





Alexis'de güzel bir gece geçirip hesabımızı henüz ödemiş ve Lucky ile vedalaşıyorken, boynumdaki kolyeyi beğenen Lucky'ye erkek arkadaşımın doğumgünü hediyesi olduğunu söylememle o akşamın aslında doğumgünüm oluşu ortaya çıktı. Bizimle aynı anda tavernadan ayrılmak üzere olan kalabalık Türk masasını ve bizi bir anda gitmekten alıkoyup! tekrar masaya oturttular.10 dakika daha buradasınız dediler.Birkaç dakika içerisinde ışıklar söndü mumlar yandı, fonda daha önce hiç duymadığım bir happy birthday ezgisiyle mutfaktan yanar dönerli bir dondurma tabağı geldi:) Alkış kıyamet şeklinde tüm personelin ve türk misafirlerin tebriklerini kabul ettim:)

İşte Alexis'deki gecemiz böyle sonlandı ve işte bu yüzden yukarıdaki fotograf, Alexis'de masamıza gelen son tabak olmaktan sürpriz bir şekilde çıktı:)


Gecenin geri kalanında ne yaptık derseniz; Yunanistan'ın az sayıdaki casinolarından bir tanesi olan Casino Rodos'da şansımızı denedik:)

İki sürpriz pastayla doğumgünümü kutlayan Rodos'dan gayet memnun ayrıldım. Bize bu kadar yakın olan ve pasaportu olan herkesin  günü birlik de gezebileceği bu ada en azından bir ziyareti hak ediyor bence.

Sevgiler,

0 yorum: